December 12, 2010
"

şöyle oldu karşılaşma, babamla birlikte ilk defa ankara’ya gidiyoruz. ben bir yere gitmek nedir bilemeyecek kadar küçüğüm. önce vapura bindik. denizin üstünde gitmek pek bi fiyakalı. sonra o şato göründü. vapur yaklaştıkça büyüdü, kuleleri, pencereleri çoğaldı, korktum. indik, ‘haydarpaşa garı’na girmeden önce bi durulurmuş’ dedi babam, durduk, aklım zaten yetmez, rüyalarıma sığamayacak kadar kocamandı. babam deseydi ki ‘işte budur dünya’, inanırdım. içine girdik, aa, bi baktım şatonun içinde bir sürü tren. aklımı kaçırıyordum keyiften.

devlet memuruydu babam, mühendis, o dönem hayatı şantiyelerden şantiyelere yolculuk ederek geçer, arada beni de yanına alırdı. her yolculuk koca bir macera, haydarpaşa ise o maceranın görkemli kapısıydı. tren saatlerine bakılmazdı, babam önce gar lokanta’sına girer oturur, onu yolcu edecek arkadaşlarıyla buluşur, birlikte rakılarını yudumlarlardı. cemal süreya olurdu mesela masada, babamın ‘parasız yatılı’ arkadaşı, benim de dayımdı. haydarpaşa’da kurdukları masaları taa ankara’ya kadar uzardı. ‘önce bu lokantayı dikmişler, sonra da insanlar rahat gidip gelip yemek yiyebilsinler diye bu garı.’ diye beni kandırırlardı. halbuki bilmezlerdi bildiğimi: ‘tren yolu deniz yüzünden bitiyordu, işte gar aslında bu yüzden yapılmıştı.’ onlar yemek yerken lokantanın bahçesini dolaşırdım, peşimde beni uzaktan takip eden bir komi. bahçede güvercin, martı, kedi, tren ve bi sürü hareketli bavul. sohbet uzar, tren saatleri tek tek sayılır, hepsi kaçardı. en sonunda geç kalan bir trene yetişirdik, garsonlar arkamızdan el sallardı. tren lokantasında uzamaya devam ederdi o masa. oyuncak tren içi oyulmuş şatonun içinden çıkar, uzaklaşırdı. dönüşlerde gar çıkışında karşılaşılan deniz ve seni bekleyen oyuncak vapur olurdu.

babam öldükten sonra da gara ve lokantasına gitmeye devam ettim. yalnız gittiğim nadir mekanlardandır. biraz tek başına sinemaya gitmeye benzer, hüzünlüdür. çatı yandıktan sonra görmedim. o benim çocukluğuma, gençliğime, yolculuklarıma, aşklarıma, ayrılıklarıma, şiirlerime, şarkılarıma, kavuşmalarıma şahit olmuş bir mekandır. üstelik sadece beni değil, hepimizi tek tek tanır.

belki de istanbullu dediğin, haydarpaşa’yı, galata’yı, kız kulesi’ni bilerek doğuyordur; tıpkı annesinin memelerini bildiği gibi, olamaz mı?

"

  1. guguk reblogged this from leventkazak
  2. miracvanli reblogged this from leventkazak
  3. zeemonster reblogged this from leventkazak
  4. zeemonster reblogged this from leventkazak
  5. missspiritualtramp reblogged this from leventkazak
  6. leventkazak posted this
Blog comments powered by Disqus